Kayseri’deki Tarihi Eserler





Kayseri’deki Tarihi Eserler

Anadolu’nun en yüksek dağlarından Erciş’in eteklerinde, geniş bir ovada bulunan Kayseri’ye Romalılar “Caesarea” adını vermişlerdir. İslam akınlarının Anadolu’ya yöneldiği yıllarda Araplar buraya imparatorluk kenti anlamında “Kaysariye” demiş ve bu ad zamanla değişerek Kayseri olmuştur.

Tarihsel çağlarda Kayseriye’ye birçok kavim yerleşmiştir. Kentin kuzeydoğusundaki Karahöyük ile Kültepe’deki arkeoloji araştırmaları Hititlerin buraya İÖ 19.-17. yy’larda yerleştiğini kanıtlamıştır. Sonraki yıllarda Sasaniler, Araplar ve Büyük İskender buraya egemen oldu. Kayseri yöresinde İÖ 380’de Kappadokya Krallığı egemen olursa da bu krallık sonradan Roma egemenliğini kabul etti. Roma imparatorluğu’ nun bölünmesi sonucu burası Bizans” İmparatorluğu’nun payına düştü ve Hristiyanlığın önemli merkezlerinden biri oldu. imparator İustinianus kentin çevresini surlarla çevirdi. Sasaniler 260’ta buraya hücum ettiler, 1071’deki Malazgirt Savaşı’ndan sonra Kutalmış oğlu Süleyman Kayseri’yi Selçuklu topraklarına kattı. Bunun ardından 10751e Kayseri Anadolu Türk beyliklerinden Danişmentlilerin başkenti oldu. Osmanlılarda 1398’de kenti ele geçirdiler.

Kayseri’nin 22 km kuzeydoğusundaki Kültepe’de yapılan araştırmalar Hitit ve Asur çağlarına ait kalıntılarla Kaneş Kenti’nin burada kurulduğunu ortaya koydu. Kazılar sonunda Bronz ve Bakır Çağlar, Frig ve Roma’ya ait çeşitli mimarlık parçaları, keramikler ve heykeller ortaya çıktı. Kültepe’de Prof. Dr. Tahsin Özgüç ve Prof. Dr. Nimet Özgüç’ün kazıları su mermerinden (alabaston) yapılmış idoller, heykelcikler ve çok sayıda keramiği ortaya çıkardı.

Asurlu tüccarların pazar yeri olan Karum’da yapılan araştırmalar burasının bir ticaret merkezi olduğunu göstermiştir. Burada yapılan kazılar yerleşmenin ikinci ve üçüncü yapı katlarını İÖ 2000-1500 yıllarına tarihlemiştir. Anadolu-Asur ticaret ilişkilerini gösteren çiviyazılı tabletler ve mimarlık kalıntılar İÖ 19.-18. yy’larda Hitit İmparatorluğu’nun varlığını kanıtlamıştır. Kazılar sonucu ele geçen tabletler, mühürler, idoller, keramikler bugün Kayseri Arkeoloji Müzesi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ ndedir.

r1

Kayseri’nin 78 km güneyinde Fraktin’ de (Yılanlıkaya) Hititlere ait bir kaya kabartması bulunmaktadır. İmamkulu dolaylarındaki Şimşekkaya’da bir Hitit kaya kabartması bulunmuştur. Kayseri’nin 16 km kuzeyindeki Erkilet’teki buluntular da buradaki Hitit varlığının bir başka kanıtıdır.

Prof. Dr. Oktay Aslanapa’nın başkanlığında, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü 1964’te keykubadiye’de bir kazı yaptı. Kazı sırasında göl kenarında üç Selçuklu köşkü ortaya çıkarıldı. Köşklerin göle açılan yerlerinde tek para taştan yuvarlak dilimli bir rıhtımla karşılaşıldı. Çalışmalar ilerledikçe köşklerin girişleri ortaya çıktı, dikdörtgen alanlar, küçük çini parçaları bu kez Selçuklu yerleşmesini kanıtladı. Keykubadiye çini örnekleri sır altına mavi, firuze, mor, beyaz renklerde yapılmış, geometrik, yıldız ve örgülü geçmelerle şekillendirilmiştir.

Kayseri’deki eserlerin başında Bizans imparatoru İustinianos’un 6. yy’da yaptırdığı Kayseri Kalesi gelmektedir. Çeşitli kuşatmalar nedeniyle kale özgünlüğünü büyük ölçüde yitirmiştir. Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat kaleyi yeni baştan yaptırmıştır. Burçlar üzerindeki yazıtlardan Karamanoğulları ve Osmanoğullarının da kaleyi onardığı bilinmektedir. İç ve dış olmak üzere iki bölüme ayrılan kale, oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Dış kalenin çeşitli burçları ile meydan, Sıvas ve Boyacı adlı kapıları vardır. İç kale kare planlı olup her kenarı 500 m’dir. Mahmut selcuklu-ismini-tasiyan-ilk-muze-acildi-5698386_3074_oGazi’nin yapımına başlattığı Kayseri Ulu Camisinin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kayseri Ulu Camisinin Sivas Ulu Camisi ile yakın benzerlikleri göz önüne alınırsa 12. yy’ın ilk yarısına tarihlendirilebilinir. Yapı onarım geçirmiştir. Caminin kuzey yönüne açılan kapısı üzerindeki yazıttan I. Gıyasettin Keyhüsrev (1192-1196. 1205-1211) zamanında onarıldığı anlaşılmaktadır. Kayseri’nin Selçuklu eserleri arasında Huand Hatun Külliyesi’nin ayrı bir yeri vardır. İç kalenin dışında ve onun doğusunda yer alan yapı topluluğu cami, medrese, türbe ve hamamdan oluşmaktadır. Mimarlık yönünden Kayseri Ulu Camisi’ne

Kayseri Ulu Camii

Kayseri Ulu Camii

benzeyen bu yapıda, mihraba doğru uzanan orta bölüm biraz daha geniştir. Kayseri yakınında çıkan sarımtırak esmer renkli bir cins taş burada kullanılmıştır. Kapının yanlarıyla üst kısımları ince ve zarif geometrik şekillerle süslenmiştir. Ayrıca batı portal kemerinin üzerindeki mermer yazıtta yapınan II. Gıyasettin Keyhüsrev Zamanında annesi Huand Hatun’ca 1237-1238 arasında yapıldığı yazılıdır.



Köşelerde yer alan dört ya da daha çok kemerli dayanak kuleleri camiyi desteklemekle birlikte geniş duvarların oluşturduğu tek düzeyliği de gidermektedir. Huand Hatun Medresesi’nde dikdörtgen biçimindeki avluyu üç yandan revaklar kuşatır. Yazıtı bulunmamakla birlikte caminin yapımından sonra yapıldığı sanılır. Yapı topluluğunun hamamı Anadolu’da bilinen en büyük çifte hamamdır. Çeşitli onarımlarla 800 yıla yakın bir süredir kullanılan bu hamam üzerinde son yıllarda yapılan çalışmalar, kadınlar kısmının soğukluğunda, duvar eteklerinde Kubadabad Selçuklu çinilerinin benzeri çinilerle kaplandığını ortaya koymuştur. Camiyle medrese arasında Mahperi Hatun Türbesi yer alır. Sekiz yönlü bir görünüşü olan türbe kesme taştan olup üzeri bir piramit kubbeyle örtülüdür. Türbenin içerisi son derece yalın olup beyaz mermerden üç lahit bulunmaktadır. Bunlardan biri Mahperi Hatun’un, ötekisi Il. Gıyasettin Keyhüsrev’in kızı, Mahperi Hatun’un da torunu olan Selçuki Hatun’unudur. Üçüncü lahtin kime ait olduğu bilinmemektedir. ortahisar_fatih_moschee_trabzon06

Külük Camisi’ni I. İzzettin Keykavus (1211-1219) zamanında Yağıbasan ailesinden Muzafferüddin Mahmut bin Yağıbasan’ın kızı Atsuz Elti Hatun yaptırmıştır. Cami bir deprem sonucu yıkılmış, bunun üzerine Külük Semsettin’ce yenilenmiş ve onun adını almıştır. Lala Paşa Camisi Karamanoğulları dönemine aittir. 13. yy’a tarihlendirilen bu payeli caminin orta bölümü biraz daha geniştir. Payelerde yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır. Kayseri surları dışında, kuzeyde yer alan Hacı Kılıç Camisi’ni yaptıran Ebulkasım Tusi’dir. Il. İzzettin Keykavus zamanında 1250’de yapılmıştır. Anadolu’nun en eski camilerinin üst örtüsü düz çatılardan oluşurdu. Burada ilk kez ahşap çatı yerine tonoz örtü kullanılmıştır. Ayrıca mihrap önünde küçük bir kubbesi olan bu caminin kapı süslemeleri son derece zarif ve görkemlidir. Kurşunlu Cami, Hacı Paşa’ca yaptırılmıştır. Bu caminin kurşunla kaplı bir kubbesi vardır. Bu nedenle de Kurşunlu Cami olarak tanınır. Mimar Sinan’ın mimarbaşılığı zamanında yapılmıştır. 90576

Gıyasiye ve Şifaiye medreseleri adı verilen Çifte Medrese giriş kapısı üzerindeki Arapça yazıttan öğrenildiğine göre, 1186’da I. Gıyasettin Keyhüsrew zamanında, kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan’ın vasiyeti üzerine yaptırılmıştır. Çifte medreselerden biri hastahane ötekisi tıp okulu olarak kullanılmıştır. Mimarlık yönünden bu medrese özellikle zengin geometrik taş bezemeyle çevresinde dört kez kıvrılmış yılan betimi ilgi çekicidir.  gök-medrese-sivas-620x463

Selçuklu Veziri Fahrettin Ali’ce 12. yy’ın ilk çeyreğinde yapılan Sahibiye Medresesi, Selçukluların Kayseri’de yaptırdıklarıen görkemli eserdir. Kayseri ile Talas arasındaki Vasi Ovası’nın tepelerinde Köşk Medrese yer alır. Sivri külahıyla çok uzaklardan dikkati çeken yapı, Ertanaoğullarından Alaattin Ertana’ca yaptırılmıştır. Kayseri’nin güneydoğusunda, Kayseri ile Talas arasında uzanan geniş ovada birçok Selçuklu mezarı vardır. Bunlar arasında en görkemlisi, Selçuklu türbelerinin en

Alaaddin Keykubat Şah Cihan Hatun kızı için inşa 1 oldu kubbe, Selçuklu Sultanı Şah Cihan kubbe adlandırılır.  Kubbe sarımsı kesme taş ile inşa edilmiştir.  kubbe Kare tabanı ile vardır ve silindirik çekici bir tasarıma oluştururlar.  kapıda insan başlı iki aslan vardır, ama bunun için bazı parçalar koptu.

Döner Kümbet, Kayseri

güzellerinden olan Döner Kümbet’tir. Yazıtından öğrenildiğine göre, Alaattin Keykubat’ın kızı Şah Cihan Hatun için yaptırılmıştır. Zengin bir taş işçiliğine sahip olan bu kümbet, köşeleri yassı dört köşe bir kaide üzerinde on iki köşeli bir gövde halinde yükselir. Dıştan çeşitli geometrik şekillerle süslü olan bu yapı konik bir çatıyla sonuçlanır. Kümbetin on iki köşesinden her biri sivri kemerli nişlerin bulunduğu ve bunların içerisinde geometrik şekiller ve yer yer bitkisel, hayvansal kabartmalar olduğu görülür. Aynı mezarlık alanı içerisinde Selçuklu kümbetleri yakınında Ali Cafer Türbesi yer alır. 14. yy’ın ortalarında yapılan bu türbenin ön kısmında bir sahanlık eklenmiştir. Sekiz cephelidir, kapı ve pencere üzerleri zengin geometrik bezemelerle kaplıdır.

Çifte kümbet

Çifte kümbet

Kayseri’nin dışında Sivas caddesi üzerinde yer alan Çifte Kümbet I. Alaattin Keykubat’ın eşlerinden Melike Adile Hatun için yapılmıştır. Sekiz cepheli bir görünümü olan bu türbenin kapısına on beş basamaklı bir merdivenle çıkılır. Anadolu Selçuklu mimarlığının özgün eserleri olan kervansaraylara Kayseri civarında da rastlanmaktadır. Genellikle plan düzenleri birbirlerine benzeyen kervansaraylar 13. yy’da yapılmıştır. Bunların büyüklerine çoğunlukla Sultan Hanı adı verilmiştir. Kayseri-Malatya yolu üzerindeki Karatay Han figürlü, bitkisel bezemesiyle zengin ve gösterişli bir yapıdır. Eyvan cephesinde görülen simetrik iki yılan figürü Bağdat Tılsım Kapısı’ndaki Selçuklu kabartmalarına benzemektedir: Ayrıca Kayseri-Sivas yolu üzerindeki Palaz Han da dikkate değer bir yapıdır. Zengin figürlü bezemesiyle de dikkati çekmektedir.



Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.