11 Eylül Saldırıları, Yüzyılın Başında Meydana Gelen Vahşi Katliamı Kim, Niçin Yaptı?





11 Eylül Saldırıları

İkiz Kulelerde Çarpışma Anı

11 Eylül saldırıları, yüzyılın başındaki dönüm noktalarından biri oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nin New York kentinde art arda gerçekleşen terörist saldırılar tüm dünyaya büyük bir şok yaşattı. Televizyon ekranlarına kilitlenen milyonlarca insan gördüklerine bir anlam vermeye çalışıyordu. Bir uçağın, Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerinden birine çarpışı, alevler, dumanlar…

Ne olduğu anlaşılmaya çalışılırken ikinci bir uçağın diğer kuleye çarpışı. 18 dakika arayla yaşanan saldırıların ardından çaresizce, kurtarılmayı bekleyen insanlar… ikiz kulelerden yükselen dumanlar kentin üzerini sararken; insanlık, uygarlık tarihinde eşine rastlanmamış bir olayı dehşet içinde izlemeye devam ediyordu.

Şok devam ederken üçüncü bir saldırı haberi de Washington’dan geldi. Hedef olarak bu kez Pentagon seçilmişti. Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri gücünün simgesi olan Savunma Bakanlığı’nın büyük bölümünün çöktüğü bildirildi.

Saldırılar Amerika’yı alarma geçirirken dünya kamuoyu saldırıların arkasında nasıl bir gücün olduğunu tartışıyordu. Bilinmeyen bir güç Üçüncü Dünya Savaşı’nın fitilini mi tutuşturmuştu? Amerika Birleşik Devletleri nasıl böyle bir saldırının hedefi olmuştu?

Gelen haberler saldırının hâlâ devam ettiğini gösteriyordu. Batı Pensilvanya bölgesinde Boeing-767 tipindeki bir uçağın havaalanına çakıldığı bildiriliyordu. Akıllarda artık Beyaz Sarayın da benzer bir saldırının hedefi olup olmayacağı sorusu dolaşıyordu. Ancak ikiz kulelerin, ekranlara yansıyan dehşet verici görüntüleri ve içerideki insanların kurtuluş mücadelesi her şeyin ötesine geçiyordu.

İkiz kulelere çarpan uçakların iç hat seferi yaparken kaçırıldığı ve intihar saldırısına zorlandığı yolunda haberler gelmeye devam ediyordu. Bir süre sonra ikiz kulelerin büyük bir duman ve toz bulutunun arasında art arda çöktüğü görüldü. Kuleler çökmeden önce binlerce kişinin kurtulmayı başarması teselli ediciydi. Ancak saldırının bilançosu yine de dehşet vericiydi. 2700 kişi korkunç bir şekilde yaşamını yitirmişti.

ŞOK ATLATILMAYA ÇALIŞILIYOR

Olayın ilk şoku atlatıldıktan sonra saldırıların kimler tarafından düzenlendiği tartışılmaya başlandı. Başkan Bush, Eylül’de yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve Dışişleri Bakanı Colin Powell’la birlikte düzenlediği basın toplantısında:

“Bu eylemler, terör eyleminden çok daha fazla bir şeydi. Bu saldırılar, savaş hareketiydi. Özgürlük ve demokrasimiz saldırı altında.” diye konuştu.

Masum insanları hedef alan bu saldırıların faillerinin sonsuza kadar saklanamayacaklarını ve güven içinde olamayacaklarını belirten Bush, Amerika’nın bu kişileri bulmak için bütün kaynaklarını seferber edeceğini söyledi. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki saldırıların ardından birçok ülke Amerikan halkına başsağlığı dileyip olayı kınadı. Dünyanın çeşitli ülkelerinde ve Avrupa Birliği ile NATO genel merkezlerinde olağanüstü güvenlik toplantıları yapıldı. NATO, tarihinde ilk kez, üyelerden birine saldırı olması durumunda, diğer üyelerin buna karşılık vermesini öngören kurucu anlaşmanın beşinci maddesini çalıştırma kararı aldı.

DİKKATLER EL KAİDE’YE ÇEVRİLİYOR

Saldırılardan sonra dikkatler Afganistan’da saklanan Suudi terörist Usame Bin Ladin’in üzerinde odaklandı. Amerikalı yetkililer, saldırılarda kullanılan uçaklarda en az 19 hava korsanının yer aldığını açıkladı. Dışişleri Bakanı Colin Powell da 13 Eylül’de Usame Bin Ladin’in bir numaralı şüpheli olduğunu söyledi. Amerikan Kongresi, Başkan Bush’a saldırıların sorumlularına karşı güç kullanma yetkisi verdi ve 40 milyar dolarlık fon tahsis etti. George Bush 15 Eylül’de yaptığı açıklamada:



“Usame Bin Ladin bizden saklanabileceğini sanıyorsa yanılıyor.” dedi.

Bush, 21 Eylül’de kongrede yaptığı konuşmada da Afganistan’daki Taliban yönetiminden, Usame Bin Ladin ve adamlarının hemen adalete teslim edilmesini istedi. On binlerce Taliban yanlısı 26 Eylül’de Kabil’de uzun zaman önce terk edilen Amerikan Büyükelçiliğine saldırarak, binayı ateşe verdi.

Amerikan yönetimi, 11 Eylül saldırılarının, köktendinci terörist Usame Bin Ladin ile bağlantısını ortaya koyan gizli bilgileri ekim ayının başında müttefiklerine gönderdi. 3 Ekim’de de terörizmle mücadele için NATO’dan resmen yardım talep etti. Bu talep üzerine NATO, kuruluş anlaşmasının 5’inci maddesini işleme koyduğunu bildirdi. Amerika Birleşik Devletleri ile İngiltere’nin, Afganistan çevresinde konuşlandırdığı asker sayısı ise 50 bini geçmişti.

AFGANİSTAN HAREKATI BAŞLIYOR

8 Ekim’de Afganistan’a karşı bir hava harekatı gerçekleştirildiği haberi geldi. Füze saldırıları ile hava bombardımanına ondan sonraki günlerde de devam edilirken Taliban’a karşı savaşan Kuzey ittifakı da bu durumu değerlendirerek atağa geçti. Başkent Kabil ile Kandahar, Amerikan ve İngiliz bombardımanının önde gelen hedefleriydi.

Amerika Birleşik Devletleri, 19 Ekim’de askeri operasyonun ikinci aşamasını başlattı. Özel bir birlik, Afganistan’ın güneyinde kara operasyonu yaptı. Şiddetlenen hava saldırılarında ise sivil kayıpların sayısı giderek artmaya başlamıştı. Bombardımandan kaçan binlerce Afgan, Pakistan ve İran sınırlarına yığılmıştı.

Yoğun füze saldırıları ile hava bombardımanına Taliban yönetiminin ne kadar dayanacağı merak edilirken Kuzey ittifakı da giderek belirgin bir üstünlük sağladı. Ekim ayının ortasına doğru Mezar-ı Şerif kentini ele geçiren Kuzey ittifakı, daha sonra da Kabil kapılarına dayandı. Kuzey ittifakı’nın, 13 Ekim’de Başkent Kabile girdiği açıklandı. Taliban askerleri dağlara çekilmek zorunda kalmıştı. Usame Bin Ladin’in Afganistan’da olup olmadığı ise netlik kazanmamıştı.

Birleşmiş Milletler’de Afganistan Devlet Başkanı olarak kabul edilen Burhaneddin Rabbani’nin, 17 Ekim’de Kabile dönmesi ile gelişmeler yeni bir boyut kazandı. Taliban’ın elindeki son büyük yerleşim birimi olan Kandahar çevresindeki çember de daraltılmaya başlanmıştı. Amerikan hava bombardımanı da Usame Bin Ladin’in saklandığına inanılan Tora Bora bölgesinde yoğunlaştı. Eski Kral Zahir Şah taraftarları ile Kuzey ittifakı ise geçici bir yönetim kurulması konusunda uzlaşmaya vardı. Taliban yönetimi, elindeki son kale Kandahar’ı ve tüm silahlarını 7 Aralık’ta teslim etmeye başladı. Taliban lideri Molla Muhammed Ömer ise kaçmıştı.

TALİBAN REJİMİ SONA ERİYOR

Afganistan’daki beş yıllık Taliban rejiminin sona ermesinin ardından dikkatler yeni yönetimin üzerine çevrildi. Yeni yönetimin başına getirilen Hamid Karzai, 13 Aralık’ta Kabile geldi. Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani ise geçici yönetimin dış güçler tarafından empoze edildiğini; ancak yine de bu yönetimi tanıyacağını söyledi.

Afganistan’da Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenen kabileler, 14 Aralık’ta Tora Bora dağlarında Usame Bin Ladin’in daha önce saklandığı sanılan mağarayı ele geçirdi. Bölgedeki mağara ve tünellerin didik didik arandığı bildirildi. Aynı günlerde Usame Bin Ladin’in 11 Eylül saldırılarıyla bağlantısını gösteren kasetin yayımlanması da kayda değer bir başka gelişmeydi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin, 20 Aralık’ta, Afganistan’da göreve başlayacak uluslararası gücün oluşumuyla ilgili karar tasarısına son şeklini verdi. Çok uluslu gücün İngiliz komandolarından oluşan ilk bölümü ertesi gün Kabil sokaklarındaydı. Hamid Karzai başkanlığındaki geçici hükümet de 22 Aralık’ta yemin ederek göreve başladı. 30 üyeden oluşan kabinede 18 Bakan Kuzey İttifakındandı. Kuzey İttifakı’nın önde gelen liderlerinden Özbek Komutan Raşid Dostum da Savunma Bakanı Yardımcılığına getirildi. Amerika Birleşik Devletleri’nin peşine düştüğü Usame Bin Ladin’in nerede olduğu ise belirsizdi.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.